Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Yükselişi: Küresel Yapay Zeka Yönetişiminde Yeni Bir Paradigma

Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Yükselişi: Küresel Yapay Zeka Yönetişiminde Yeni Bir Paradigma
[EXHIBIT_A] Featured evidence

8 min read

exhibit_viewer.exe
Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Yükselişi: Küresel Yapay Zeka Yönetişiminde Yeni Bir Paradigma
[EXHIBIT] Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Yükselişi: Küresel Yapay Zeka Yönetişiminde Yeni Bir Paradigma

Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Yükselişi: Küresel Yapay Zeka Yönetişiminde Yeni Bir Paradigma Report this article

Halil ÖZTÜRKCİ Halil ÖZTÜRKCİ Published Oct 14, 2024

+ Follow


Hızla gelişen yapay zeka dünyasında, yapay zeka güvenliği ve yönetişiminin karmaşık zorluklarını ele almak için yeni bir kurumsal model ortaya çıktı: Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri. Yapay Zeka Politika Çalışmaları Enstitüsü'nün (IAPS) yakın zamanda yayınladığı raporda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, bu kurumlar hükümetlerin gelişmiş yapay zeka sistemlerinin düzenlenmesi ve geliştirilmesine yaklaşımlarında önemli bir değişimi temsil ediyor.

Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Doğuşu

Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri kavramı, Kasım 2023'te Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi enstitülerinin kurulduğunu açıklamasıyla öne çıktı. Bu hamle, dünya genelinde benzer girişimlerin dalgasını tetikledi ve beş diğer yargı bölgesi de bunu takip etti. Bu kurumlar yapı ve kapsam açısından farklılık gösterse de, Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin "ilk dalgasını" tanımlayan temel benzerlikleri paylaşıyorlar.

İlk Dalga: Temel Aktörler ve Özellikleri

Rapor, bu hareketin öncüsü olan üç Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü'ne odaklanıyor. Bunlardan ilki Birleşik Krallık'taki Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü. Bu enstitü, 2030 yılına kadar 100 milyon sterlinlik bir finansmana sahip olup, Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Departmanı (DSIT) bünyesinde faaliyet gösteriyor.

İkinci önemli aktör, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü. Bu enstitü, 2024/2025 dönemi için 10 milyon dolarlık bir bütçeye sahip ve Ticaret Bakanlığı'na bağlı Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) çatısı altında çalışmalarını sürdürüyor.

Üçüncü temel aktör ise Japonya'daki Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü. Bu enstitü, Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı'na bağlı Bilgi Teknolojileri Geliştirme Ajansı (IPA) bünyesinde yer alıyor.

Bu ilk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, üç temel özelliği paylaşıyor. Öncelikle, tümü güvenlik odaklı ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin güvenliğiyle ilgili net bir görev tanımına sahipler. İkinci olarak, bu enstitüler devlet destekli kurumlar, bu da onlara otorite, meşruiyet ve gerekli kaynakları sağlıyor. Son olarak, bu enstitüler teknik uzmanlığa büyük önem veriyor ve yapay zeka güvenliğine kanıta dayalı bir yaklaşım benimsiyorlar.

Önemli bir nokta, bu enstitülerin geleneksel düzenleyici kurumlardan farklı olarak düzenleyici yetkilerinin bulunmaması. Bu özellik, onları diğer devlet kurumlarından ayırmakta ve daha esnek, hızlı hareket edebilen yapılar olmalarını sağlıyor.

Bu üç temel Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü, yapıları ve odak noktaları açısından benzerlik gösterse de, her birinin kendi ulusal bağlamına ve önceliklerine göre şekillendirilmiş olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu farklılıklar, global yapay zeka güvenliği yaklaşımlarının çeşitliliğini yansıtmakta ve uluslararası işbirliği için hem fırsatlar hem de zorluklar sunmakta.

Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin Temel İşlevleri

Rapor, ilk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri'nin üç temel işlevi olduğunu belirtiyor. Bu işlevlerden ilki araştırma. Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, "Yapay Zeka Güvenliği Bilimini" ilerletmeyi amaçlayan ampirik ve problem odaklı araştırmalar yürütmekte. Bu araştırmalar, gelişmiş yapay zeka sistemlerinin nasıl daha güvenli hale getirileceğini anlamak için yeni teknik bilgiler ve araçlar geliştirmeyi içeriyor. Örneğin, bu kurumlar yapay zeka sistemlerinin davranışlarını tahmin etme, olası riskleri belirleme ve güvenlik önlemlerini test etme konularında çalışmalar yapıyor.

İkinci temel işlev, standartların geliştirilmesi ve belirlenmesidir. Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, yapay zeka güvenliği için standartlar üzerinde çalışıyor. Bu çalışmalar, standartlaştırılmış prosedürlerin hafif dokunuşlu geliştirilmesinden, daha geniş düzenleyici süreçlere dahil olan standartların doğrudan belirlenmesine kadar geniş bir yelpazede yer alıyor. Örneğin, bir Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü, yapay zeka sistemlerinin güvenlik testleri için standart protokoller geliştirebilir veya yapay zeka geliştiricileri için etik kılavuzlar oluşturabilir.

Üçüncü temel işlev ise işbirliğidir. Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, hükümetler, endüstri ve toplum arasında köprü görevi görmekte. Bu kurumlar, teknik odaklarını ve devlet destekli meşruiyetlerini kullanarak yapay zeka güvenliği konusunda uluslararası koordinasyonu artırmayı amaçlıyor. Bu, bilgi paylaşımını kolaylaştırma, ortak araştırma projeleri yürütme ve global yapay zeka güvenliği standartlarının oluşturulmasına katkıda bulunma gibi faaliyetleri içeriyor.

Bu üç temel işlevin merkezinde, güvenlik değerlendirmeleri kavramı yer alıyor. Bu değerlendirmeler, yapay zeka sistemlerini çeşitli görevlerde test ederek siber saldırılar, kimyasal ve biyolojik kötüye kullanım gibi ilgili riskler açısından davranışlarını ve yeteneklerini anlamaya yönelik tekniklerdir. Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, bu değerlendirmeleri kullanarak yapay zeka sistemlerinin potansiyel tehlikelerini belirler ve bu riskleri azaltmak için stratejiler geliştirir.

Daha Geniş Manzara: Diğer Önemli Kurumlar

Birleşik Krallık, ABD ve Japonya'nın Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri ilk dalganın çekirdeğini oluştururken, rapor diğer önemli kurumları da ele alıyor. Bu kurumlar, ilk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleriyle bazı benzerlikler taşısalar da, kendi özgün yapıları ve odak noktalarıyla dikkat çekiyor.

Avrupa Birliği'nin AI Office'i, bu alandaki önemli kurumlardan biri olarak öne çıkıyor. 46.5 milyon euro başlangıç finansmanıyla kurulan bu ofis, AB AI Act'in uygulanmasıyla yakından bağlantılı çalışmalar yürütüyor. İlk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinden farklı olarak, AB AI Office çok daha geniş bir yetkiye sahip. Tüm AB yapay zeka pazarını düzenlemekle görevli olan bu kurum, aynı zamanda Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerine benzer roller de üstleniyor. Örneğin, AI güvenliğine adanmış özel bir birimi (Unit 3) bulunuyor ve genel amaçlı AI modellerinin değerlendirmelerini temel bir faaliyet olarak vurguluyor.

Singapur'un Digital Trust Center'ı, 2022'de 37 milyon dolar başlangıç finansmanıyla kuruldu. Bu merkez, ilk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri modelini takip ederek güvenlik ve değerlendirmelere daha fazla odaklanmak için yeniden yapılandırıldı. Ancak, rapor bu kurumun tam olarak ilk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerine benzeyip benzemediğini belirlemek için yeterli bilgi olmadığını belirtiyor.

Kanada'nın AI Safety Institute'u, 50 milyon Kanada doları finansmanla kuruldu. Rapor, bu enstitünün ilk dalga Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerine benzer görünmesine rağmen, henüz faaliyetleri hakkında yeterli güncel bilgi bulunmadığını belirtiyor.

Fransa'nın AI Evaluation Center'ı, diğerlerinden farklı bir yaklaşım benimsiyor. Fransa, güvenlikten ziyade inovasyon ve "eylem" konularına öncelik veriyor. Bu farklı yaklaşım, Fransa'nın AI Action Summit'i düzenleyerek zirvenin orijinal misyonundan potansiyel bir sapma olarak görülüyor. Bu durum, AI güvenliği konusunda farklı perspektiflerin ortaya çıkmasına olanak sağlıyor.

Rapor ayrıca, Çin'de bir AI Safety Network'ün kurulduğunu belirtiyor. Ancak bu ağın güçlü hükümet bağlantılarının olmaması ve şu ana kadar faaliyetleri hakkında yeterli bilgi bulunmaması nedeniyle, tam olarak bir Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü olarak değerlendirilmediği anlaşılıyor.

Bu kurumların çeşitliliği, AI güvenliği ve yönetişimi konusunda farklı ulusal ve bölgesel yaklaşımları yansıtıyor. Her bir kurum, kendi yargı bölgesinin önceliklerine ve kaynaklarına göre şekillendirilmiş durumda. Bu çeşitlilik, global AI yönetişimi için hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. Örneğin, farklı yaklaşımlar inovasyonu teşvik edebilir, ancak aynı zamanda uluslararası koordinasyonu zorlaştırabilir.

Rapor, gelecekte potansiyel bir "ikinci dalga" Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin ortaya çıkabileceğini ve bunların güvenliğin yanı sıra inovasyon veya AI faydalarına daha fazla odaklanabileceğini öne sürüyor. Bu tür bir yaklaşım, özellikle gelişmekte olan ülkeler için daha çekici olabilir ve AI'ın sağlık, eğitim ve tarım gibi alanlardaki etkilerine odaklanabilir.

Zorluklar ve Sınırlamalar

Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, AI güvenliği ve yönetişimi alanında umut verici bir kurumsal model olarak ortaya çıksa da, bir dizi zorluk ve sınırlamayla karşı karşıyadır. Rapor, bu zorlukları ve sınırlamaları detaylı bir şekilde ele alıyor.

İlk olarak, uzmanlaşma ve ödünleşmeler konusu öne çıkıyor. Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, tasarımları gereği ileri düzey AI modellerinin güvenliğine odaklanıyor. Bu odaklanma, AI güvenliği ve yönetişimi çalışmalarının diğer önemli yönlerini ihmal etme riskini beraberinde getiriyor. Örneğin, ulusal rekabet gücü ve inovasyon gibi konular veya adillik ve önyargı gibi etik meseleler, bu dar odak nedeniyle yeterince ele alınmayabilir. Bazı araştırmacılar, Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin güvenlik değerlendirmelerine olan yoğun odaklanmasının, AI modellerinin gerçekten güvenli olduğunu sağlamak için yetersiz kalabileceğini öne sürüyor. Bu eleştirmenler, kırmızı takım oluşturma ve kıyaslama gibi yöntemlerin manipüle edilebileceğini ve önyargı ve adillik endişelerini yeterince kapsamadığını savunuyor. Ayrıca, modelleri izole bir şekilde değerlendirmenin, bu modellerin uygulandığı tüm sektörler, uygulamalar ve bağlamlardaki etkilerini anlamak için yeterli olmayabileceğini belirtiyorlar.

İkinci olarak, mevcut kurumlarla potansiyel örtüşmeler sorunu var. Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin işlevleri, halihazırda var olan organizasyonlarla, özellikle de standart geliştirme kuruluşlarıyla çakışabilir. Bu durum, sorumluluk dağılımında karışıklığa ve gereksiz bürokrasiye yol açabilir, bu da Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin misyonuna zarar verebilir. Ayrıca, farklı ülkelerdeki Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri benzer konuları ele alarak potansiyel olarak tekrarlara neden olabilir. Bu, kaynakların verimsiz kullanımına yol açabilir ve global koordinasyonu zorlaştırabilir.

Üçüncü önemli zorluk, Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin endüstriyle olan ilişkisidir. Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri, en son modelleri anlamak ve değerlendirmek için AI şirketleriyle yakın çalışma ihtiyacı duyuyor. Ancak bu yakın ilişki, düzenleyici ele geçirme riskini beraberinde getiriyor. Özellikle ABD ve Birleşik Krallık'ta, Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri önde gelen şirketlerle üretken bir ilişki kurarak en son modellere özel erişim sağlamayı başardı. Bu işbirliği, Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin en gelişmiş modeller üzerinde güvenlik değerlendirmeleri yapabilmesi için çok önemli. Ancak bu yakın ilişki, denetimin nasıl uygulandığı konusunda zararlı teşvikler yaratabilir, özellikle de gönüllü taahhütlere dayalı olduğunda. Ayrıca, Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri aracılığıyla endüstri ve hükümet arasındaki gönüllü ilişkinin, etkili düzenleme iştahını azaltabileceği endişesi de var.

Son olarak, özel bilgilerin güvenli ve verimli bir şekilde ele alınması konusu da bir zorluk teşkil ediyor. Şirketler, farklı yargı bölgelerindeki farklı gerekliliklerin bürokratik yükünü en aza indirgemek isterken, aynı zamanda ticari sırlarının uygun şekilde korunmasını da sağlamak istiyor.

Rapor, bu zorlukların üstesinden gelmek için bazı potansiyel çözümler öneriyor. Örneğin, Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri şeffaflığa öncelik verebilir ve araştırma, standartlar ve işbirliği konularındaki teknik odaklarını koruyabilir. Ayrıca, farklı Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri AI güvenliğinin belirli alanlarında uzmanlaşabilir, böylece tekrarları azaltabilir ve global işbirliğini artırabilir. Ancak, bu çözümlerin de kendi zorlukları olduğu ve dikkatli bir şekilde uygulanması gerektiği vurgulanıyor.

Uluslararası Koordinasyon ve Gelecek Yönelimler

Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri alanındaki en önemli gelişmelerden biri, Uluslararası Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri Ağı'nın kurulmasıdır. Bu ağ, Mayıs 2024'te Kore'de düzenlenen zirve sırasında duyuruldu. Ağın temel amacı, YYapay Zeka Güvenliği Enstitüleri arasında küresel düzeyde bilgi paylaşımını ve koordinasyonu kolaylaştırmak. Bu girişim, yapay zeka güvenliği konusunda uluslararası işbirliğini güçlendirmeyi ve ortak standartlar geliştirmeyi hedefliyor.

Uluslararası koordinasyon çabalarının bir diğer önemli ayağı, Birleşik Krallık tarafından başlatılan Yapay Zeka Güvenliği Zirveleri serisidir. Bu zirveler, yapay zeka güvenliği konusunda önemli duyurular yapmak ve işbirlikleri kurmak için kritik bir platform haline geldi. İlk zirve Kasım 2023'te Bletchley Park'ta düzenlendi ve burada Birleşik Krallık ile ABD kendi Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerini duyurdu. Ayrıca, yedi önde gelen yapay zeka şirketi, dokuz yapay zeka güvenlik politikası alanında detaylı politikalarını paylaştı. İkinci zirve Seul'de gerçekleşti ve burada Uluslararası Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri Ağı'nın kurulması duyuruldu. Ayrıca, Avustralya, Güney Kore, İtalya, Almanya ve Fransa gibi ülkeler bu ağın geliştirilmesine katkıda bulunma ve yapay zeka güvenliği biliminin ilerlemesini hızlandırma taahhüdünde bulundular.

Gelecek yönelimlere bakıldığında, Şubat 2025'te Fransa'da düzenlenecek olan Yapay Zeka Eylem Zirvesi önemli bir etkinlik olarak öne çıkıyor. Fransa'nın yaklaşımı, güvenlikten ziyade inovasyon ve "eylem"e vurgu yaparak farklılaşıyor. Bu durum, zirvenin orijinal misyonundan potansiyel bir sapma olarak görülse de, aynı zamanda yapay zeka güvenliği konusunda çeşitli bakış açılarının dahil edilmesine olanak sağlıyor.

Uluslararası işbirliğinin geleceği için önemli bir konu da Çin'in rolüdür. Çin, yapay zeka geliştirmede önde gelen ülkelerden biri olmasına rağmen, Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri girişimlerine doğrudan dahil olmadı. Bununla birlikte, Çin Yapay Zeka Güvenliği Zirveleri'ne katılmış ve ülke içinde çeşitli güvenlikle ilgili politikalar uygulamış durumda. Çin'in uluslararası işbirliği için öncelikle Birleşmiş Milletler'i tercih ettiği belirtiliyor.

Rapor, gelişmekte olan ülkelerin Yapay Zeka Güvenliği Enstitüleri ekosistemindeki rolüne de değiniyor. Bu ülkelerin dahil edilmesi, yapay zeka güvenliği ve yönetişiminde daha kapsayıcı ve küresel bir yaklaşım için kritik öneme sahip. Birleşmiş Milletler'in Küresel Dijital Sözleşmesi gibi projeler, gelişmekte olan ülkelerin bu alana katkıda bulunması için bir platform sağlıyor. Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin uluslararası koordinasyonu ve gelecekteki yönelimleri, küresel yapay zeka yönetişiminin şekillenmesinde kritik bir rol oynayacak. Farklı ülkelerin ve kurumların yaklaşımlarındaki çeşitlilik, hem zorluklar hem de fırsatlar sunuyor. Gelecekte, Yapay Zeka Güvenliği Enstitülerinin daha kapsayıcı, işbirlikçi ve adaptif bir yapıya evrilmesi bekleniyor. Bu gelişmeler, yapay zekanın güvenli ve faydalı bir şekilde ilerlemesini sağlamak için küresel çabaların önemli bir parçası olacak.


*https://www.iaps.ai/research/understanding-aisis

AUTHOR
Halil Öztürkci

Halil Öztürkci

Cybersecurity expert with 25 years of hands-on experience across the full attack-defense spectrum.

I've spent my career on both sides of the battlefield—investigating breaches through digital forensics, hunting APT groups through threat intelligence, building and leading security operations, dissecting malware, and executing red team engagements. Now I'm focused on the next frontier: LLM security, AI red teaming, and building secure AI/ML pipelines.

From incident response to adversary simulation, from SOC architecture to AI-powered threat detection—I decode complex security challenges and translate them into actionable defense.

enjoyed this? get more like it.