Uçurumun Kenarı

Posted by: admin in Edebiyat 8 Comments »

Hani bir uçurum vardı ya ve ben de kenarındaydım, bir gamzelik rüzgar yetecekti ya işte o rüzgar esti dostlar. Gerçi rüzgar bir gamzelikUcurum değildi ama uçurumun  kenarındaysanız yuvarlanmak için rüzgarı neyin estirdiğinin de pek önemi kalmıyor. Bir anda kendinizi müthiş bir boşlukta hissediyorsunuz. Ne içinizdeki çığlık yankılanıyor ne de kalbinizin çırpıntısı. Bir tek etrafa savurduğunuz boş bakışlarınız sizi ele veriyor. Bu bakışları da ancak daha önce uçurumdan atlayanlar anlayabiliyor……
 
 
Halil ÖZTÜRKCİ

Yokoluş’a Beş Kala

Posted by: admin in Edebiyat 5 Comments »

Tut EllerimiBi baksan yüzüme, derin bir usta tarafından çizilen alın çizgilerimde kendi kaybolmuşluklarını, kendi kaçışlarını göreceksin . Ve kendi kırılmışlıklarının yansımasını göreceksin gözyaşlarımda Bak işte yokluğa doğru sürükleniyorum, ne olur bırakma ellerimi. Bu sürükleniş inan ölümden beter. Ne kadar acı çektiğimi okuyabilirsin gözlerimden. Çığlaklarımı içime gömüyorum, sebebi sende gizli. Ama anla artık ne olur, bu sürükleniş bi yokoluşun başlangıcı olacak. Uzat ellerini ve çek beni sana doğru. Ki ben yokolacaksam, bir hiç olacaksam sende olayım.

Halil ÖZTÜRKCİ
13 Kasım 2005

Hiç biri tam yaşanmamış, her birinde bir parçamı bıraktığım ve hepsinin sonunda kendi içime biraz daha sokulduğum, nerden bakarsan bak hepsi kırılmışlık kokan yalnız Lonelyboyaşklarım oldu benim. Hepsini yalnız  yaşamıştım ve yine hepsi yalnız bitti. Ve işte bu bitişlerde başlıyordu dunyalık adına duyduğum tüm kaygılar. Yine hırslarımın gem vurulmaz savrulganlığına boyun eğiyordum sırf unutmak adına kırılmışlıkları. Ve bir kez daha kanaat getiriyordum bu yolda yalnız yürümenin alınyazısı olduğuna.

Ay’a her bakışımda senin gözlerinin de o an Ay’a dokunduğunu düşledim hep. Sen de yıldızları sayıyordun benle aynı anda. Ama birden gözlerin çok uzuklara, kendinin bile bilmediği uzaklara dalıyordu. İçinde hangi fırtınaların koptuğunu sen bile bilmiyordun. İşte uzattım ellerimi, tut ve çık bu karmaşadan diye. Ama sen gözlerimin taa içine bakarak kayıyordun avuçlarımdan. Kasvetin pervasızca kolgezdiği bulanık rüyamda hatırlayabildiğim tek şeydi iliklerime kadar işleyen bu bakışların. Ne olur bırakma ellerimi…

 Seni bilmeyenlere kucak açacaksın biliyorum. Seni hiç tanımayanlarla mutluluk pozları vereceksin. Oysa o renkli fotoğraflar içindeki siyah-beyaz yüzünü sadece ben göreceğim. İçinde, kimselere açamadığın o mahsen’i sadece ben bileceğim. Herkesle birlikteyken ama kimseyle değilken sığınağın olan mahsen’i. Ve ben yine sen başına kalacağım. Bir kelebeğin kanadını andıran ellerini düşleyeceğim,dokunursam dağılacakmış gibi duran narin ellerini. Bu anların hiçbirinden haberin olmayacak. Siyah-beyaz yüzün ve ben bileceğim sadece..

  Halil ÖZTÜRKCİ

  31 Ekim 2005

Yalnizlik Işıkları sen tarafından söndürülmüş karanlık odamda, iç çeken yanlızlığımı  dert ortağı edinmiştim. Yokluğunun karabasan gibi üzerime çöktüğünü hissetdiğimde       hatırladığım tek şeydi gözlerinin derinliği. Ve ben bir ömür bu derinlikte kaybolmaya verdim oyumu, sen hiç taraf olmasan da bu seçime…

 Ben sen gibi düşmedim zaman ve mekan yanılgısına. Zaman da mekan da beni senle kuşatan iki derinlikti ve bunlara sensizlik boyutunu da katan yine sendin.. Sırf sen acı çekmeyesin diye beyin zarımı yırtan çığlıklarımı içime kustum, senin gördüğün gülücüklerin ardına gizlenen…

Hayatı herşey yolundaymış gibi yaşamak koyuyor bana. Acaba diyorum çok mu iyi rol yapıyorum. Seni aramak için yola koyulduğumdan beri ne varsa anlam bulmuş bende şimdi hepsi tepetaklak. Senin derinliğinin iliştirilmediği herşey yavan şimdi…

 Ey Cannn…

 Halil ÖZTÜRKCİ

 Ekim 2005